21 Temmuz 2011 Perşembe

AŞKIMIZA

e.min 67.bölüm alıntıdır.

“... tabiatın uyanışı izliyorum” diyor bir dost forumdan... “Kainatın ulu mimarı tanrı, mucizeler yaratıyor. Kuru bir dalın tomurlandığını, çiçeklendiğini, yapraklandığını ve meyveye durduğunu gördüm. Toprağın yeşerdiğini ve çiçeklendiğini gördüm” .  İşte bende... dünyanın bütün güzelliklerinin böyle çiçeklendiği bir yerde olduğumu düşünüyorum bu dizide... bir sonraki sahnelerinde, görüntüye ilk girdiklerinde, dikkatimi çeken şey, her ikisinin de gelinciklere basmamak için gösterdiği özende... nasıl bir çift yaratıldıysa bu dizide, işte bu hassasiyetleri bizi aldı çekti içlerine... sadece birbirlerine değil tabiata duyarlılıklarına  da aşık olduk hep birlikte... toprağa dokunmaktan kormayan bir Asi, yağmurda ıslanmaktan kormayan bir Demir var bu sanal alemde... herşeyin ezip geçildiği, insanı insan yapan değerlerin önemsenmediği bir zaman diliminde, gelinciklere basmamak için adımlarını gözleyen bir çift gözlerimizin önünde...  Onları sevdiğim, onlara kalbimi açtığım için hiç pişmanlık duymuyorum yüreğimde. Sonrasında Fatma ana onlara çatıp “ bak şu yaramazlara... gelinciklerimizin üstüne yayılıvermişler dese bile... e.minim üstüne oturmadıklarına tek bir gelinciğin bile.  

Dünyanın bütün güzel çiçekleri oradaymış, Demir söylüyorsa inanırım, doğrudur...  ama en çok gelincikleri görüyorum ben, onlar yerde birbirlerine dönük bir kol mesafesinde otururken... Kırmızıyla yazmam için gelincikleri  veriyorlar sanki bana ikisi birden... malum, kaybetmiştim bir ara renklerimi ben... tekrar gelinciklerle, papatyalarla, çimenlerle yazabilmek için çok bekledim... nasıl yazmam, nasıl karşı koyabilirim bu rengarenk dünyaya... alıyorum hepsini birden... Gözleri Asi’de öneriyor Demir, çiçeklerden birini saçına takmalı... Dondurduğum karede, incecik sapları üzerinde rüzgarla tersine sarkaçlanan gelincikler gibi zarif Asi’de... görmüyorum ama biliyorum, Asi’nin elleri duyarlı bir dokunuşla yanındaki bir gelinciğin üzerinde “Gelincik çok narindir...  koparırsan yaprakları dökülür”... bir uyarı Demir’e... Demir illaki bir çiçek yerleştirecek ama sevdiğine..  içgüdüsel bir yol gösteriş mi var,  Asi’nin saçlarını geriye sıvazlayan ellerinde... itiraz gelsede, Demir’in papatyayı tutan parmakları, kararlılıkla yerleştiriyor çiçeği olması gereken yere...  sonrasında kızları onları bulana kadar papatya kalıyor iliştirildiği yerde.  Asi’nin kafası karışık... paylaşıyor Demir’le... bir önceki gün hata ettiklerini düşünüyor, yakınlaşmakla...  öpüşmekle...  “Belkide haklısın... düşünmeden hareket ettik...” diyor Demir...  
-Bu yanlış mı?...
-Bu doğru mu? ...  

 ‘Bu gerçek mi?’...  asıl  bunu sorun kendinize... O gelinciklerin orada olmalarını, sorgulamak kadar manasız çabaları. Doğrusuz, yanlışsız bir gerçek var onlar için... birbirlerine ait oldukları gerçeği var sadece... Demir için de Asi için de kazanım olan bir gerçek... birbirlerini tanıdıkları ilk günden beri yaşıyor oldukları için sevinecekleri bir gerçek... onları tamamlayan, güzelleştiren gerçek... Asi-Demir gerçeği var.

AŞKIMIZA

Bir gelinciğe durunca hayat
Ateşe ve suya dönüktür
İnsanın kalbi...
Ya söner umutları
Yada yanar bir ömürboyu.

Sevmek yanmaktır birazda...

Bir gelinciğe dönüşünce hayat
Geceye ve gündüze dönüktür
İnsanın yüzü...
Ya ışır birgün gibi
Ya kapanır geceye.

Umut geceyi beklemektir birazda...

Yunus Emre

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme